sözlük yazarlarının itirafları


23 sene boyunca ankara'da ailemle kaldım. sonra başka bir şehirde bir iş buldum, ev tuttum. bütün eşyalarımı aldım, bir eve ne lazımsa sağolsunlar eş dost ayarladılar.

aslında başlarda tek başına kalırım, rahatça takılırım diye planlarım vardı ama benimle aynı işe giren başka bir arkadaşla da tanıştık. o da ev arıyormuş, o an kafa dengi gibi geldi çağırdık eve. bir de kira ve faturaları paylaşma düşüncesi cazip geldi açıkçası. gerçi ben bir konuşalım diye çağırdım ama eşyaları toplayıp izmir'den kalkmış gelmiş, öyle olunca konuşamadan yerleşti haliyle.

neyse iyi güzel, eve çıktık. sonra gördüm ki ev alışverişinde hayatta işim olmayan şeyleri alıyor, önce mutfağı ayırdık. mutfağı ayırmadan önce ben yemediğim halde salamlar sucuklar, dondurmalardan şaşmayan adam ayırdıktan sonra bim'in gediklisi oldu. maaşını alınca bim'den 50-60 liralık malzeme alıp, ay sonuna kadar onu tüketiyordu.

kafa dengi olduğu düşüncem de, arkadaşın tam bir ortam çocuğu olduğunun anlaşılması ile sona erdi. evde ailemle beraberken 'akşam geç oldu, ses etmeden yürüyelim' seviyesindeyken odasına yerleşince yaptığı ilk işin ses sistemi kurup son ses kopkop müzik açması az önce bahsettiğim düşünceyi ilk kez itörnıl şanşayn izlemiş ergen gibi kafamdan silmek istememe yol açtı ne yazık ki.

resmen bir hafta göt üstünde durdum. ben memur çocuğuyum, heyecana alışık değilimdir. biz memur çocuklarının yaşadığı en büyük çılgınlık yazın emekli ve göbekli kel amcaların çoğunluğu sağladığı memur kamplarında denize girip dubalara kadar yüzmektir. neyse, bir hafta civarı komşulardan bir ses gelmedi. sonra alt katımızdaki teyze şikayetçiymiş, henüz ailem de oradayken şikayete gelmiş. oğlunun, ses sistemi insanın kulaklarının ırzına geçmek için özel olarak tasarlandığı ve pistte sümüklü ve annesi babası tarafından sokağa salınmış piç kurularının cirit attığı dandik düğün salonlarından birinde çalıştığı için, gece kafasının müziği kaldırmadığından bahsetti. sağolsun ev arkadaşım bizimkilerin yanında 'size ne, karışmayın' minvalinde kadını siktir edici cümleler söyleyerek çıkaracağı sıkıntıların fragmanını gözümün önünden film şeridi gibi geçirdi. 'bunların başını ezmek lazım yoksa hep şikayet ederler' diyerek de fragmanı sona erdirdi.

şehircilik yapmayı da, yapanları da sevmem. ama bir şehri körü körüne savunan bir insandan hep çekinmişimdir. kendisi de balıkesirli imiş ama üniversiteyi izmir'de okuduğu için izmirli sayıldığından olsa gerek, her fırsatta izmirli olduğundan dem vurmayı sever. belki izmir'de her gece kopkop yapıp kordon'a inmiş olbilir ama ne yazık ki bu benden önce kimbilir kaç kez söylendiği üzere iç anadolu'da deniz olmadığı gerçeğini ve izmir'in yüz bin nüfuslu, konya'nın bir ilçesiyle aynı olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.

geldiği ilk birkaç ay boyunca sıklıkla sıkıldığından dem vurup sağa sola misafirliğe gitmeye; her anadolu ilçesinde bulabileceğiniz, liseli gençlerin uğrak mekanı olan dandik cafelerde eşi dostu toplamaya çalıştı. deniz seyretmeye hayati bir ihtiyacımız olmadığı için bir ankaralı olarak benim açımdan günler standart bir ankara gününden hallice geçiyordu.

ilk olarak pek bulaşıkla arasının olmadığını anladım ama dert etmedim. kirli kaşık çatalı bulaşık makinesine atmak yerine lavabonun yanına konuşlandırdığı kırmızı bir kaşıklığın içine biriktirmesi ve içinde cips, mısır ya da benzer yemekler yediği tabakları 'temiz' diye suya tutup bulaşıklığa koyması haricinde pek bir sorunumuz yoktu.

yine ilk birkaç ay içinde bir barışıp bir ayrıldığı izmirli sevgilisi gelince beterin beteri olduğunu fark ettim. bulaşıklıktan çıkan yıkanmış bir bıçağın fotoğrafı halen şurada duruyor: http://t.co/YyVfFEOS ayrıca, bundan başka ütüyü fişte unutması, bunu da gidişinden 2 gün sonra o odaya giren benim farketmem gibi enteresan ve maceralı olaylar yaşamamız halime şükrettirdi.

belli bir süre ben diyet yapmaya çalıştığım için akşam yemeği yapmıyordum. o da genellikle dışarıda yemek yiyordu. arada sırada yaptığım yemekleri de beraber yiyorduk. onun da favori (aslında tek yaptığı yemek olduğu için olması muhtemelen) yemeği kavurma makarna idi. hakkını yemeyeyim, arada sırada onu da yedik beraber.

2-3 aydan sonra, biraz da çevre edinince iyice zıvanadan çıkmaya başladı. önce öğretmenleri/eşlerini toplayıp evde 8-10 kişi içmeye başlandı. hayatta en sevmediğim şeylerden birisi belli sayıda -özellikle evli- erkeğin bir bekar evinde, bir beyaz şahin'in içinde, bir dağda bayırda toplanıp içki içmesidir. böyle bir durumda o gruba katılsam sevmediğim bir ortamda bulunmak zorunda kalıyor, katılmayıp odada durduğumda ise muhtemelen 'asosyal piç' olarak yaftalanıyordum. gelenlerin çoğu evli olduğu için evlerinde gerçekleşen en büyük organizasyon eşlerinin altın günleriydi. dolayısı ile bizim, hatta aslen benim ev toplanıp içilme organizasyonlarının uğraş mekanı oldu.

8-10 kişi toplanıp içen bir erkek grubunun ağzının ayarı da olmadığı için şikayetler gelmeye başladı. bir de, televizyondan apartman kapısındaki kamerayı izleyebilme teknolojisini sonuna kadar kullanmaya kararından asla ödün vermeyecek kadar paranoyak ve manyak komşularımız olduğu için, ilk şikayetin de gelmesi gecikmedi. ancak bu şikayet ne yazık ki izmir medeniyetinin içinden gelmiş ve kimseden medeniyet öğrenmeye niyeti olmayan ultra medeniyetli ev arkadaşım tarafından 'onlara ne' gerekçesiyle veto edildi.

bu arada iki kez ailesi de geldi. birinde ziyaret edelim diye gelip akşamları eve uğradığı birkaç saatte görüşme imkanı buldular. o sırada arabasını değiştirmek istediğinden ve ailesi topladığı paranın üzerine 2000 lira değil sadece 1000 lira koyduğundan araları da biraz bozuktu. evde ettikleri kavgadan sonra komşular ailemi aramış, benimle kavga ediyor sanmışlar. kavgada da 1000 lirayı daha ondan esirgeyen annesinin valizini 2. kattan aşağı atmış, sonra inip babasının arabasını yumruklamış.

ailesi de sağolsun, eve getirdikleri tencere, yukarıda bahsettiğim kırmızı plastik kaşıklık, bana ait olan 3 liralık dikiş seti, çalışmayan bir mikser, yorgan, nevresim gibi eşyalarını 'yazın ayrılacak, taşımayaz' diye alıp götürdüler. evde ona ait biraz çatal-kaşık, birkaç tabak, bir kettle ve odasındaki şahsi eşyaları kaldı.

birkaç ay önce de eve özel ders verdiği üniversite öğrencilerini de çağırmaya başladı. evde içip kusanlar, gece sarhoş olup koşturan kızlarla daha eğlenceli bir hal aldık. gece 11-12'de müzik açıp içki içirdiği kızlarla eşlik etmesiyle apartmana gerçekten bir şölen yaşatıyordu. şu ana kadar da, özellikle haftasonları benim ankara'ya dönüşlerimde artarak devam etti.

kendisi sağolsun, ben yine ankara'dayken dün emlakçı beni arayıp yukarıda anlattıklarımın bir özetini geçti. ben de zaten sinirli insanlarla bir de ben tartışmayayım diye anneme komşularla konuşmasını rica ettim. gece saat 2-3'e kadar gürültü yapılmış. komşular rahatsız olup polis çağırmayı düşünmüşler. yan komşu çalıştığımız yerdeki arkadaşı, müdür yardımcısını aramayı düşünmüş. annem de arayıp, ev arkadaşımın annesine durumu anlatmış. bizimki de medeniyete yakışır şekilde 'annemi niye aradın, beni niye aramadın? evden çıkıcam ben, zaten arkadaşlar çağırıyordu' deyip kapatmış. annem de yazık, benim yüzümden çocuğun ev arkadaşı evden çıkacak diye üzülmüş. bir hışımla beni arayıp 'evden çıkıcam ben' diye bana da söyledi. 'dur bi bakalım gelince konuşuruz' deyip kapattım ben de.

bugün geri dönmek için yola çıktım, dönmeden tekrar telefon gelmiş. gece yine gürültü yapılmış, cam kırılma sesleri gelmiş. komşular da bugün önce müdür yardımcısını, sonra onun yönlendirmesiyle de müdürü aramışlar, mevzu müdüre kadar gitmiş. eve dönünce gidip insan gibi konuşacak, çıkmak istiyorsan çık, çıkmayacaksan da bunlara dikkat et diyecektim ama çok iyimser olduğumun idrakına ne yazık ki şimdi vardım. üç parça eşyasıyla benim evimde bana gider yapmaya çalışmak kadar haysiyetsizlik örneği sergileyip, beni bir sürü eşyamla evsiz, hatta işsiz bırakmaya sebep olacak kadar çirkinleşmenin nasıl bir medeniyetin ürünü olduğunu, izmir kordon'dan baksak görüp göremeyeceğimizi kendisine soracağım. kendisini de bugüne kadar pohpohlayıp, toz kondurmayıp; ortam çocuğuna yamanıp sivrilme derdi olan silik insanlara da buradan selam ediyor, iyi akşamlar diliyorum.

2012-03-11 21:53:20 • 8 yıl önce • 489 kere okundu